UYUŞTURUCU TACİRİNDEN NASİHAT (HATIRA)
UYUŞTURUCU TACİRİNDEN NASİHAT (HATIRA)
DR. OSMAN UTKAN
Geçmiş zaman Kayseri’den İstanbul’a gitmek için, ismi lazım değil, bir yolculuk paylaşım uygulamasına girip uygun bir yolculuk olup olmadığına baktım. Güzergâh için üç ya da dört yolculuk vardı. Elazığ’dan başlayıp gelen bir aracın saatleri bana uyuyordu. Araç sahibine talebimi uygulama üzerinden yaptım. Yolculuk ilanı sahibi arkadaş rezervasyonumu kabul ettikten sonra telefon ile de görüşüp teyitleştik.
Geçmiş zaman Kayseri’den İstanbul’a gitmek için, ismi lazım değil, bir yolculuk paylaşım uygulamasına girip uygun bir yolculuk olup olmadığına baktım. Güzergâh için üç ya da dört yolculuk vardı. Elazığ’dan başlayıp gelen bir aracın saatleri bana uyuyordu. Araç sahibine talebimi uygulama üzerinden yaptım. Yolculuk ilanı sahibi arkadaş rezervasyonumu kabul ettikten sonra telefon ile de görüşüp teyitleştik.
İlan sahibi sürücü Malatya’dan da bir iş adamını alarak yola devam etmişti. Kayseri’ye yaklaştığında beni aradı ve ortak bir noktada buluştuk. Beklemeden, saat 15.00 gibi Kayseri’den hareket ettik.
İlk defa tanıştığım iki kişi ile yolculuk yapacaktık. Haliyle tanışma faslı ile yolculuğa başladık. Sohbet, muhabbet derken yol gitmek kolay ve eğlenceli oluyordu. İstediğimiz yerlerde duruyor, molalar veriyorduk. Keyfimizce yol alıyorduk.
Ankara’dan sonra araç sahibi Elazığlı arkadaş yorulduğunu ve aracı sürüp sürüyeceğimi sordu. Ben de arabayı sürebileceğimi, söyleyip aracın direksiyonuna geçtim. Aynı şekilde sohbet ederek yol alıyorduk. Bolu’dan sonra hava kararmıştı. Otobandaydık. Kocaeli’ne yaklaştığımızda ardımızda çakarlarını yakan sivil bir polis aracı, anons geçerek, aracı ilk tesise çekmemi, istedi.
“Hayrolsun” dedim kendi kendime. İlk anda rutin bir uygulama olabileceğini düşündüm. Ama “Koca otobanda bir tek bana mı bu uygulama?” diye de içimden geçirmedim değil. İlk tesise takriben 15-20 dakika içinde vardık. Arabadan indik. Polisler de uygun park yerine durup araçlarından indi. Polisler ellerinde fener, pense ve tornavidalarla geliyorlardı.
Onları bu halde görünce “Eyvah!” dedim içimden. İnsanın başından ter nasıl boşalır, ilk defa orada en net bir şekilde yaşadım. Kısa süre içinde kan der içinde kalmıştım. Polisler ayrıntılı bir şekilde aracı aradı. Bir uyuşturucu araması nasıl yapılırsa öyle aradılar.
Arama yapılırken biz bekliyorduk. Ben içimden dua ediyordum. “Allahım! Burada ne olur başımızı belaya sokacak bir şey olmasın.” diyordum. Şükürler olsun ki arabada herhangi bir yasaklı maddeye rastlanmadı. Böyle olunca derin bir “oh!” çektim.
Polislerin ekip amiri ile konuşmaya başladık. Bize kim olduğumuzu ve bu araçta ne işimiz olduğunu, sordu. İlk olarak ben söz alarak üniversitede hoca olduğumu ve İstanbul’a gittiğimi söyledim. Diğer arkadaşlar da kendilerini tanıttılar. Ben kullandığımız yolculuk uygulamasından bahsettim.
Polis arkadaş ilk anda deyim yerindeyse, cahil cesaretimizi, ironi ile takdir etti. Sonrasında bana dönerek “Hocam! Ben bu arabada uyuşturucu yakalasaydım nasıl hesap verecektiniz?” diye sordu. Ben de “Süreci anlatıp kendimi aklayana kadar perişan olurdum.” dedim. Polis arkadaş “Ben asla tanımadığım birisinin aracına binmem. Aklı olan da asla tanımadığı kimsenin aracına binmemeli.” diyerek bir önemli bir uyarıda bulundu.
Polislerle vedalaşıp aynı arkadaşlarla tekrardan yola koyulduk. Arabaya bindiğimizde aramızda sıcak muhabbetten eser kalmamıştı. Arabada soğuk rüzgârlar esiyordu. Hepimiz sessizliğe bürünmüştük. Fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Bu sessizliği ilk ben bozdum. Bu konuşmam yolculuk sırasında yaptığımız muhabbet cinsinden değildi. Sinirlenmiştim. Araç sahibini “Sen nasıl bir adamsın! Az kalsın başımızı yakıyordun. Uyuşturucu taciriydin de neden bizi aracına alıyorsun!” minvalinde azarladım.
Bu sert konuşmamdan sonra araç sahibi “Hocam! Benim üstümde uyuşturucu vardı. Ama polis aracı çakarlarını yakar yakmaz; yasaklı maddeyi, karanlıktan istifade, dışarı attım. Neyse ki polisler fark etmedi. Sizi sıkıntıya sokacak bir şey yapamazdım.” dedi.
Önümüzde en az bir buçuk saat yolumuz vardı. Konu uyuşturucuya geldi. Bu işlerin nasıl olduğunu sormaya başladım. Kendisinin uyuşturucu imal eden ve satan bir kişi olduğunu, kendisi söylemese de anladım. Uyuşturucu kullananlar arasında her kesimden ve her meslekten insanın olduğunu belirtti. Uyuşturucu kullanan kişilerin büyük kısmının aynı zamanda uyuşturucu satıcısı da olduklarının altını çizdi. Uyuşturucuya yakalanan kişinin kurtulmasının çok zor olduğunu da vurguladı.
En önemlisi “Uyuşturucuya başlamanın yaşı başı yokmuş” bunu öğrendim. İleri yaşta dahi olsa uyuşturucu illetine bulaşılabileceğini öğrendim. Uyuşturucu satıcısı olduğunu sandığım arkadaş yolculuğun kalan kısmında bana, hoca olduğumdan ve öğrencilerimin olmasından dolayı, öğrencilerime iletmek üzere bana bir nasihatte bulundu. “Hocam! Şimdiki kimyasal uyuşturucular arasında öyleleri var ki bunlardan kurtuluş yoktur. Bir kere dahi o uyuşturucu alınırsa hayat boyu bağımlı hale gelinmektedir. Örnek olsun diye söylüyorum size onlardan bir tane versem siz de hayat boyu bağımlı olursunuz. Bu nedenle öğrencilerinizi lütfen uyarın. Bilmedikleri kimselerden, güvenmedikleri kimselerden asla bir şey yiyip içmesinler.”
Bu yaşanmışlıktan sonra şunu bir daha söylemek mümkün: “Bana bir şey olmaz! Bir kereden bir şey olmaz!” gibi klişe sözlerin saçma sapan ve geçersiz olduğunu anladık. Aynı zamanda bağımlılıklarla mücadelenin ne kadar önemli olduğunu anladık. Bu bağlamda Yeşilay’ın ne denli büyük ve kutlu bir misyon yürüttüğünü de yakından tahlil etmiş olduğunu da müşahade ettik.
Bu vesile ile Yeşilay Kayseri Şubesi Başkanlığını devralan, aynı zamanda akademisyen olan, Mustafa Demir hocamızı ve ekibini tebrik ediyorum. Ekip olarak göreve geldikleri, bu kısa süre içinde, güzel işler çıkardıklarını gözlemlemekteyiz. Çok güzel ve büyük işler yapacaklarını şimdiden gösterdiler. Rabbim bu hayırlı yolda onlara yardımcı olsun.

Whatsapp iletişim